Serdar Tuncer - Şirâze(31.12.2015)

admin 3950 Şiir
318Hit

Savrulduk.
Tanzimat libasının eğretiliği, Meşrutiyet masalının ahenksizliği, Cumhuriyet aydınlanmasının yapaylığı, bütün bunların öncesinde ve sonrasında yaşanan daha pek çok travma, bizi bizden etti. Savrulduk.
Mahalleden mektebe, evden saraya, çarşıdan mahkemeye kadar her alanda hayatımızı tanzim eden sabit iki referansımız vardı bizim. Kur'ân-ı Kerîm ve sünnet-i Nebevî. Evliyâsından eşkıyâsına dek bütün bir cemiyet bu referansların gölgesinde şekillenen mutabakata eyvallah deyip, gönül vermiştik. İnandığımızla yaşadığımız birbiriyle çelişmiyordu, aklımızla kalbimiz, hâlimizle kâlimiz, içimizle dışımız birdi, mutluyduk.
Rönesans reformla ruh, sanayi devrimiyle ceset bulan batı aydınlanması kapitalizmin en vahşi gömleğini giyip yeni bir referans teklifiyle karşımıza dikildiğinde ne yapacağımızı bilemedik. Zamana, zemine, şarta, menfaâte göre değişim gösterebilen, kendisi değil, değişkenliği sabit bir referanstı bu. Ve onu alabilmek için bizim olanı vermemiz gerekiyordu. Kur'ân ve sünnetle çerçeveli İslâm medeniyetinin Osmanlı yorumu böylece kayıp gitti avuçlarımızdan.
Hayır gitmedi!
Ne onu almaya kalbimiz müsaade etti, ne de bunu vermemeye aklımız. Arafta kaldık. Kalbimiz, tecrübemiz, imanımız başka bir şey söylüyordu bize, mektebimiz, çarşımız, evimiz başka. Gerildik. Savrulmalarımızın patolojik irtifasından iki farklı tepki, bu tepkilerin arkasında duruş kuvvetinden iki farklı insan tipi doğdu.
Kendisine ait olan doğruları başkasının yanlışlarıyla takas etmekte hiç bir mahzur görmeyerek ortada kendisi kalmayacak kadar başkalaşanlar ve kendi doğrularını kalbinde ve nisbeten hayatında muhafaza etmeye gayret ederek başkasının teklifini, yanlışlığını bile bile yaşamaya mecbur kalanlar.
Birinci kısım, ahlâksız teklif sahibi ortaklarının marifetiyle siyasetten ticarete, bürokrasiden medyaya, entelijansiyadan sanata kadar her sahada zoraki var edildi. Bu var edilişin bedeli, bütün bu sahalarda bize ait olan her şeyin yok edilmesiydi, seve seve ödediler.
İkinci kısım, inandığı ve yaşadığı arasındaki uçurumda ya ulvî bir hakikat çilesiyle mahzun bir tavır sahibi oldu, yahut bu med-cezirin buhranında kalbini kısmen muhafaza ederken şahsiyetini yitirdi. İki durumda da bedeli 'öz yurdunda garip öz vatanında parya' olmakla ödedi.
Doğrular istisnaydı artık, yanlışlar kâide. İstisnalar kâideyi kuvvetlendirmekten başka bir işe yaramadı. Süreksiz savrulmalarımız, sürekli bir savunma doğurdu. Hem içimizdeki başkalarına, hem bizi başkası olarak gören dışımızdakilere, hem kendi içimize, ha bire bir şeyleri savunduk durduk:
“Müslümanlar gerici değildir”, “Osmanlı kötü değildir”, “İslam terör dini değildir”, “tesettürlü cahil değildir”, “her sakallı IŞİD'ci değildir”, “Tayyip Erdoğan diktatör değildir”...
Başkalarına ne olmadığımızı tarif edelim derken kendimiz kim olduğumuzu unuttuk. Yitiğimizi bulalım derken kendimizi yitirdik.
Hayatın her sahasında her şeye sahip olsak bile, onlara sahip olan bizden bir başkası olacaktı artık. Bizde biz yoktuk. Zihnimiz, kalbimiz, kelimelerimiz, değerlerimiz, hayallerimiz, mahallemiz, üniversitemiz, evimiz, çarşımız, her şeyimizle bir başkasına aittik.
Biz bizi garipsiyorduk. Yokluğuna kahrolmamız gerekenlerin nisbî varlığına sevinme, varlığına isyan etmemiz gerekenlerin kısmî yokluğundan memnun olma devrini işte böyle yaşamaya başladık ve yaşamaya devam ediyoruz.
Vaktiyle sokakta alelâde ama yine de tesettürlü birini görünce, olsa olsa ecnebî bir seyyahtır dediğimiz bu topraklarda, bu gün tesettür kamuda serbest bırakıldı diye bayram ediyoruz.
Faiz diye bir şeyin memleketimizde telaffuz edilebiliyor olması bile isyan edip ayağa kalkmamızı gerektirirken, faizsiz bankacılığın varlığı teselli sebebimiz oluyor.
Bir muhalefet partisi milletvekilinin ülke menfaâti söz konusu olunca yerli ve millî bir duruş sergileyerek devletinin yanında durmasına hayret edip alkış tutuyoruz.
İçki servisi olmayan lokanta, odasında seccade bulunduran otel, mescidi olan alışveriş merkezi bulmak mutlu ediyor bizi.
Müslüman ülkenin okullarında, Müslüman çocukları artık seçmeli Kur'ân-ı Kerîm ve Siyer-i Nebî öğrenebilecek diye Müslümanlar olarak seviniyoruz.
Var mı garipliğin daha ötesi?
Kendini yitirmenin bu kadarına pes!

Yazının Devamı İçin: http://www.yenisafak.com/yazarlar/serdartuncer/siraze-2024930